Berkay Alan’ın kaleminden “Staj Tecrübelerim”

Ben Marmara Üniversitesi İşletme Enformatiği 2. Sınıf öğrencisiyim. Yaklaşık 4 aydır benim için çok farklı bir deneyimin içindeydim; kurumsal hayat. İlk defa girdiğim bu hayat benim düşüncelerimi etkiledi çok kısa bir sürede. Öğrendiklerim ufkumu genişletirken isteklerimi 180 derece değiştirdi. Bu deneyimlerimi sizlere de aktarmak istiyorum.

 Uzun süredir var olan staj yapma isteğim Mart ayında bir heyecana dönüştü. Her yere mailler attım; ulusal ve uluslararası şirketlere, startuplara, tanıdığım insanlara. Genel olarak “Sen daha birinci sınıfsın!” gibi kalıpsal ve önyargılı bir cevap aldım. İnsan kaynaklarını yönetmek nerede kaldı o zaman? Staj zaten öğrenmek içindir. Ben yine birçok şirketle mailleşirken uluslararası bir şirketten görüşme maili aldım. Heyecanımı tahmin edersiniz eminim. Görüşmelerden çok memnun olarak ayrılmıştım ve şirketi çok sevmiştim. En çok da ders yoğunluğum dolayısıyla yaz dönemine kadar haftada bir gün gelmemi kabul etmelerini sevdim. Daha sonrasında onlar da beni beğenmiş olacak ki staja çağırdılar, hem de benim için müthiş bir teklifle; 3 farklı departmanın IT işlerine bakacak ve raporlama yapacaktım. Böylece farklı departmanları da deneyimlemiş olacaktım. Bu departmanlar; değerleme, kurumsal pazarlama ve araştırma idi. İlk günlerim müthiş bir heyecan silsilesi içinde işi öğrenmeye çalışarak geçti. Ama hiç aklımdan çıkmayan bir şey var; yöneticilerim her zaman sorularıma içtenlikle cevap verdiler. Sırf benim öğrenmem için farklı departmanlardan insanları toplayarak workshoplar düzenlediler. Bu workshoplarda raporlamayı ve bu raporu yorumlamayı bana en ince detayına kadar öğrettiler. Mükemmel bir öğrenme sürecine girmiştim, her gün yeni bir şey öğreniyordum. Yaz geldiğinde farklı bir departmana destek vermemi istediler. Bu departman da hep merak ettiğim Pazarlama idi, o da bende yeni bir heyecan ve merak yarattı. İşe gittiğim gün sayım artarken bir yandan da işe daha çok odaklanıyordum.

 Şirkette son bir ayım daha zevkli geçmeye başlıyordu. Yeni stajyerler gelmişti ve onlarla beraber çalışıp daha fazla eğleniyorduk. Şunu farkettim ki, şirkette bir bahçe ve kafe olması bile insan üzerinde çok etkililymiş. Gün arasında rahatça hava alabiliyor, bahçedeki sessizlikle kahvenizi yudumlayabiliyordunuz. Hatta yaz döneminde, yine herkesin katıldığı, partiler ve eğlenceler oluyordu. Yöneticilerimle kafede bilardo bile oynuyorduk, arkadaş olmuştum onlarla. Her gün rahatça muhabbet edebiliyor, kafama takılan her şeyi sorabiliyordum. Bunda belki de en çok şu etkiliydi; şirkette kimsenin bireysel odası yoktu. Herkes yan yanaydı. Bu da iletişimi çok etkiliyor tabii. Ceomuzun katılldığı Pazartesi toplantılarına herkes katılabiliyor, söz hakkı alabiliyordu. Bu toplantılarda her departman yaptıklarını ve yapacaklarını belirtiyor, sektör gündemi değerlendiriliyordu. Hatta ben çıkmadan 3 hafta önce bir Pazartesi toplantısında “Bizim belki beğenmediğimiz şeyler var. Bunları kime söyleceğiz?” diye bir soru gelmişti Ceomuza. Bir hafta sonrasında da herkesin ismini vermeden şikayetlerini dile getirebileceği bir sistem oluşturuldu. Ankete beğenmediklerinizi anonim olarak yazabiliyordunuz ve toplantıda bunlar değerlendiriliyordu. Bu bile inovatifliğin ve çalışan odaklı olmanın göstergesi tek başına. Ancak her güzel şey gibi bu süreç de bitiyordu. Stajımın son yemeğini tüm şirket birlikte yedik ve çok eğlendik. Bana değer verildiğini hep hissetmiştim, bir kere daha anladım.

 Bu stajım biter bitmez yerel bir şirkette staj yapma imkanım daha oldu, ben de çok istedim ve başladım. Ancak düşüncelerim biraz farklıydı. İlk staj görüşmemizde, görüştüğüm kişinin konuşmanın ortasında ayrılması ve yerine başka birinin gelmesi kafamda soru işaretleri oluşturmuştu. İlk gün geldiğinde yanılmadığımı fark ettim. Hiyerarşik bir yapı vardı. Her yöneticinin kendi odası vardı ve genel müdür için tamamen farklı bir yer ayrılmıştı. Benim gibi yeni başlayan stajyerler için masalar ayarlanmamış, maillerimiz açılmamıştı. Farklı bir ortamda olduğumu olduğumu hissetmiştim. Staj sürecinde yapacağımız projeyi bize verdiklerinde hiçbir şey bilmiyordum. İki stajyer olarak her gün onlarca makale okuduk ve onlarca insanla görüştük. Konu hakkında çok şey öğreniyorduk ama doğruyu söylemek gerekirse süreç boyunca aklımızdaki soruları sorma fırsatını pek bulamadık. Yöneticimle tüm süreç boyunca, otoparkla aynı yerde olan bahçede, sadece bir kere konuşma fırsatım oldu. İlk defa bitişi beklemeye başladığımı fark ettim. Stajım henüz geçtiğimiz günlerde bitti. Çok önemli deneyimler ve arkadaşlıklar kazandım. 

 Kurumsal hayatı değerlendirmek gerekirse pek sevdiğim söylenemez. İnsanlar daha kolay çözülebilecek işler için saatlerini harcıyorlar. Örneğin ortalama bilgisayar bilgisine sahip bir çalışanın 1-2 dakikada açabileceği bir programı, şirket içi erişim kısıtlılığından ötürü IT ekibine bildirmenizi istiyorlar. Bu gibi durumlarda süreç 1-2 güne kadar bile uzayabiliyor. İşimi iyi ve hızlı yapsam da mesai saatinin bitmesini beklemem gerektiğini söylüyorlar. Bence eğer işinizi iyi ve tam yaptıysanız hemen yeni işe geçmek yerine biraz dinlenme fırsatına sahip olmalısınız. Teslim saatinden 2 saat önce teslim ettiğim bir projeden sonra neden mesai bitimine dek şirkette kalayım ki?

 Sanırım artık kurumsal hayata karşı ilgim azaldı. Her sabah aynanın karşısında kravatımı düzeltmekle dakikalar harcamak bana gereksiz geldi. Hayallere ve fikirlere çok önem veren biriyim. Katıldığım birçok etkinlikten, tanıştığım insanlardan şunu öğrendim ki; konu sadece daha fazla para kazanmaksa kurumsal hayatta kalıp toplantı yoğunluğuna dahil olabiliriz. Eğer fark yaratmak ve insana dokunmak istiyorsanız, hayallerinizi ve düşüncelerinizi ön plana almanız ve korkmadan yapmanız gerekir.  Tabi henüz yolun başındayım. İleride, daha farklı deneyimlere dahil olduğumda fikirlerim değişebilir. Kim bilir…

 Biraz da  hayalimdeki kurumsal hayattan bahsetmek istiyorum. Bence belirli çalışma saatleri olmamalı. İnsanlar gece veya gündüz istedikleri her saat çalışabilmeli. Herkesin daha verimli olabileceği saat farklı. Gerçekten insan kaynağı yönetilmeli. Bundan kastım şu; Kariyer sitelerindeki ilanlarda “Şu kadar yıl deneyim isteriz.”, “Staj için 3. Veya 4. Sınıf olmalı.” Gibi tamamen ezbere istekler olmamalı. Bu devir geride kaldı, artık herkes bir tıkla her şeyi en ince ayrıntısıyla öğrenebiliyor. Bunun yaşla pek alakası kalmadı. Tabi ki deneyim gerektiren işler var ancak bunun yerine insanın “yapabilirliğinin” ölçülmesi ve dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.  Özellikle staj ilanlarında yazan “Stajı okul tarafından karşılanmalı.” Cümlesi beni çok güldürüyor. Kocaman şirketler bir stajyerin sigorta ücretine kaldılar sanırım.

 Müşteri mutluluğu çalışanlar mutlu olduğunda gelir. Kurumsal hayatta en önemli konu bu bence. Çalışanlar pazartesileri korkarak uyanıyor ve cumayı iple çekmeye başlıyor. Halbuki Pazartesileri kahvaltı ile güne başlasak, Cuma 5 çayı ile bitirsek güzel olmaz mı? Bunu yapan şirketler var ve çok iyi verim alıyorlar. Bunlara iş çıkışlarında aktiviteler de eklenebilir. Üniversite kulüpleri gibi kulüpler oluşturulabilir. Çalışma isteği üzerinde, en azından benim için, mekan da çok önemli. Geniş ve ferah, bahçeli bir yerde kim çalışmak istemez ki? Çalışanların kendi hayallerini yapabilmeleri için mesai saatlerinden izin verilmeli ve gerektiğinde bütçe ayrılmalı. Bunun denenmiş örneklerinin “Karşılıklı fayda” yarattığını söylemek gerekir. Çünkü bir insanın hayali bambaşka bir dünya yaratabilir.”

0 yorumlar

Yorumla


Bir Yorum Yazın