Budapeşte Aisec Maceram

Yazım için konu düşünürken aklıma bu yaz tecrübe edindiğim ve birçok arkadaşımın sorduğu ve merak ettiği Aisec hakkında yazmak geldi. Gezmeyi, yeni insanlar ve kültürler tanımayı çok seven biri olarak Aisec’in yaz tatilini değerlendirmek için çok güzel bir fırsat olacağını düşündüm ve Aisec projelerine başvurmaya karar verdim. Bu yazımda sizinle bu yaz yola çıktığım Aisec maceramı paylaşıyor olacağım.

Neden Aisec ? Nasıl karar verdim?

Öncelikle bilmeyenler icin biraz Aisec ve prosedüründen bahsedeyim. Aiesec, dünyada birçok ülkede bulunan, ülkeler arası stajyer ve gönüllü değişimi yapan bir kuruluş. Okulumu henüz bitirmediğim için yazın katılabileceğim 6 haftalık projeler ile ilgilendim ve kendime uygun tarihlerdeki projeleri araştırmaya başladım. Eğer seçici olmak ve riske atmak istemiyorsanız başvurularınızı gideceğiniz tarihten 4-5 ay önce yapmanızı tavsiye ederim çünkü çok çabuk doluyorlar. Bundan sonraki aşamam gidebileceğim ülkeleri listelemek oldu. Bir Avrupa ülkesi projesinin benim için daha uygun olacağına karar verdim. Proje için yaklaşık 700-800 TL gibi bir rakam ödüyorsunuz. İndirim dönemlerinde (örneğin black friday gibi) yarısını ödeyen kişilerle de karşılaştım, istisna olarak farklı bir projeye giderek daha fazla ödeyenlerle de ama genel rakam bu şekilde. Ülke ve katıldığınız projeye göre değişiyor ama çoğu proje, gönüllülerin konaklamasını ve bir ya da iki öğün yemeğini karşılıyor. Hafta içi projeden projeye değişen belli saatler arasında çalışıyorsunuz, kimisinde haftasonu da dahil oluyor. Hedefim çevre ülkeleri gezmek olduğu için haftasonu dahil olmayan işlere başvurdum. Böylece boş vakitlerimi civar ülkeleri gezerek değerlendirebilecektim. Fazla başvurmaktan zarar gelmez mantığıyla beğendiğim projelere ve ülkelere başvurmaya başladım. Başvuruma dönüş yapan bir çok proje oldu. Slovakya ve Macaristandan gelen geri dönüşlere onların istediği formatta kısa videolar çekip yolladım. Slovakya ve Macaristan ikisiyle de skype görüşmesi yaptım ve kabul edildim. Bu görüşmeler ve video çekimi için ingilizce seviyenizin bence en az B1 olması gerekir ama korkulacak bir mülakat olduğunu düşünmüyorum, rahat olursanız zaten sizin neden projeyi istediğinize daha çok odaklanıyorlar. Benim iki ülke arasında bir tercih yapmam gerekiyordu ve Macaristan’ı aslında Budapeşte’yi seçtim diyebilirim. Bu seçimde şehirlerin büyüklüğü, hareketliliği ve para biriminin büyük etkisi oldu. Ödeme işlemlerimi tamamladıktan sonra yaz tatilinde yepyeni bir şehir, insanlarla güzel bir 6 haftaya ilk adımımı atmış oldum.

Vize&Uçak Bileti

 

 

Benim yeşil pasaportum olduğu için vize sürecinden detaylı bahsedemeyeceğim fakat size bir davet mektubu gönderiyorlar ve vize sürecinizi kolaylaştırıyorlar diyebilirim. Uçak biletinizi önceden almanızı öneririm çünkü projeye kabul aldığınızda zaten tarihleri de belli oluyor ve önceden daha ucuza bilet bulma şansınız yüksek. Fakat vizesi çıkmadığı için son dakika projeye gelemeyen ve bileti yanan arkadaşlar da vardı maalesef, bu yüzden esnek bilet almanızı kesinlikle tavsiye ederim.

Oryantasyon Süreci

Budapeşte geceleri

 

Size bu süreçte projeye kabul aldığınız andan itibaren karşı kurumdan birileri yardımcı olmaya başlıyor. Kendi ülkenizden zaten sürekli temas halinde olabileceğiniz ayrıca bir danışmanınız oluyor. Oraya gittiğinizde ise daha çok projenizle ilgili kısımlarla ilgilenen ve en çok iletişimde olacağınız bir proje lideriniz bir de buddy dedikleri, geldiğiniz gün ve ilk proje gününüzde size yardımcı olacak bir kişi oluyor. İlk gün uçaktan indiğinizde buddy sizi almaya geliyor ve genel ihtiyaçlarınız konusunda (sim kart, döviz,ulaşım kartı,market) yardımcı oluyor. Sizi konaklayacağınız yere yerleştiriyor hatta size şehri gezdiriyor. Ben buddy konusunda biraz şanssız olduğum için maalesef ilk günümde her şeyi tek başıma yapmak zorunda kalmıştım. Beni proje liderimin ricasıyla havaalanından biri alıp konaklayacağım yere bıraktı. Benim kendi buddy’m telefonlarını açmamış ve ulaşılamadığı için başkasını yollamışlar o da sınırlı vakti olduğu için sadece bırakma kısımına yardımcı olabildi. Kaldığım yer öğrenci yurdu tarzı bir yerdi. Tuvalet banyonun ortak olması, ve ortalama bir yurt olmasının dışında ben 6 hafta boyunca tamamen şansıma iki kişilik odada tek kaldığım için oldukça rahattım. Budapeşte’nin Obuda kısmında kaldım. Obuda biraz daha sakinken genelde gece hayatının Peşte tarafında aktığını söyleyebiliriz. Ama karşı tarafa ulaşım kolaydı ve İstanbul ile kıyaslarsak hiç uzak ve yorucu değildi. Ben projeye tek başıma gittim anladığınız üzere, ülkesinden arkadaşlarıyla beraber gidenler de çok oluyor ama bu yolculukta gerçekten tek olmanın bana çok şey öğrettiğini ve kattığını söyleyebilirim. Özellikle ilk gün tek başıma geneli İngilizce bilmeyen Macar halkıyla yaşadığım imtihan, internetsiz sora sora bulduğum döviz bürosu ve sim kart alma maceram ile çok rezalet bir ilk gün geçirdiğimi söyleyebilirim. Ama bunların hepsini tek başıma yepyeni bir ülkede ve bilmediğim bir yerde hallettiğimde kendimle gerçekten gurur duydum ve çok özgür hissettim. Hatta ilk günün akşam üstünde buddy bana ulaştı, uyuyakaldığını söyleyerek özür diledi ve yardım edebileceğini söyledi ama ben zaten her şeyi hallettiğim için ona ihtiyacım kalmamıştı. Üstelik ilk günümün akşamında, önümüzdeki 2 günün tatil olduğunu öğrenince (Avrupa genelinde resmi bir tatilmiş ve her yer kapalı oluyormuş) ani bir kararla otobüs bileti alıp, Prag’da gezen arkadaşlarımın yanına çoktan yola çıkmıştım bile. Onlarla 2 günlük tatilimi geçirip gezdikten sonra Budapeşte’ye geri döndüm. İlk proje günümde buddy ile beraber kreşe gittik ve proje sürecim böylece başlamış oldu.

Projem Hakkında

 

Budapeştede katılacak olduğum Globekids adlı bir kreş projesiydi. Kreşim Budapeşte’nin en güzel yerlerinden sayılabilecek Margeret Adası’ndaydı. Budapeşte’de bir çok kreş bu projeye dahildi ama diğer kreşler genelde biraz şehir merkezinden uzak yerlerde konumlanmışlardı. Benimkinin adada olduğunu duyunca inanılmaz sevinmiştim. Gerçekten de kreşlerin içinde en güzel kreş diyebiliriz. Kreş adadaki bir havuz merkezinin içine yapılmış ve çocuklar günde en az 2 kere yüzmeye gidiyorlardı. Oyun oynatan hocalarının dışında yüzme hocaları da vardı. Çocuklar yüzerken bana da kendim yüzmem için izin veriyor olmaları beni ayrıca mutlu etmişti. 3-6 yaş arası çocuklarla beraberdim ve İngilizce ufak tefek kelimeler öğrendik, kültürel oyunlar oynadık. İçlerinden çok azı İngilizce konuşuyordu hatta onlar sayesinde bir çok Macarca kelime öğrendiğimi söyleyebilirim, Dünya üzerindeki en zor dillerden biri kesinlikle. Diğer kreş projesindeki arkadaşlarıma göre kreşten yaklaşık 1-1.5 saat erken çıkıyordum. Sabah çocuklarla kahvaltı edip ara öğünde meyve yiyip öğlen de onlarla yemek yiyordum. 6 hafta çocuklar gibi beslendim diyebiliriz 🙂 Kreşte ev yemekleri çıktığı için aynı zamanda Macaristan’ın geleneksel yemeklerini de tatmış oluyordum. Tek bir negatif yanı vardı o da diğer projeler en az 2-3 kişi hatta 5-6 kişi iken ben projemde tek gönüllüydüm. Bunu ilk duyduğumda bir grubum olmayacağı için üzülmüştüm ama yanılmışım. Bazı çocukların yaşadığı hayatlar beni çok etkiledi. Hepsi oldukça geliri iyi olan ailelerin çocuklarıydı ama aslında ailelerinden gördükleri çok da bir sevgi yoktu diyebilirim, o çocukların gelip bir sarılıp öpmesi bile o kadar çok şey anlatıyordu ki aynı dili konuşmasak bile 6 haftada onlara çok alıştım ve gerçekten zor ayrıldık diyebilirim. Bana veda için bütün çocuklar resim çizip kendi isimlerini yazdıkları kağıtları bir kitapçık haline getirip verdiler ve beni çok duygulandırmışlardı. Kreşimdeki hocaların her biri de dünya tatlısı insanlardı ve onlarla da arkadaş gibiydim. Tek gönüllü ben olmama rağmen korktuğumun aksine projede onlar sayesinde yalnız kalmadım. Bunun yanı sıra kreşten izin alarak 3-4 günlük ufak seyahatlere çıktım ve bu konuda da çok anlayışlıydılar hiç sorun çıkarmadılar. Proje esnasında Prag, Viyana, Bratislava ve Berlin olmak üzere 4 şehri daha gezme fırsatım oldu. Bunları belki başka bir yazıda detaylı olarak ele alabilirim. Sonuç olarak bu projede çok keyifli bir altı hafta geçirdim ve iyi ki bu projeyi seçmişim diyorum!

Budapeste Aisec Ekibi

 

Oraya gittiğimde ilk hafta hoşgeldin semineri tarzında bir şey oldu ve bize ülkeyi genel bir tanıttılar, Aisec’in prensiplerinden bahsettiler. Bu seminerde başka projelerdeki gönüllülerle tanıştım ve Aisec’in kurduğu Facebook grubu sayesinde bu yaz Budapeşte’ye gelecek olan bir çok insanla iletişime geçtim. Ben Haziranın ilk haftası orada olduğum için ilk giden gönüllülerdendim ve mesaj yoluyla gelecek kişilere soru işaretleri hakkında yardımcı oldum. Budapeşte Aisec’de ciddi bir Türk yoğunluğu olduğunu söyleyebilirim ama bunun yanı sıra bir çok farklı ülkeden gelen insanlar da vardı. Aisec’in organizasyonları sayesinde Türk ve yabancı çok güzel ve kalıcı arkadaşlıklar edindim ve gerçekten 6 haftamın her gününü de çok güzel anılar biriktirerek geçirdim. Ordaki Aisecerların da bize karşı çok samimi ve cana yakın olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Projenin sonlarına doğru “Global Village” dedikleri herkesin kendi ülkesine özgü bir yiyecek veya bir eşya getirdiği, kendi ülkesini ve kültürünü tanıttığı bir etkinlik düzenlediler. Burada o yaz Budapeşte’de olan bütün gönüllüler buluştu ve çok güzel bir kültürel paylaşım ortaya çıktı.

Budapeşte

 

“City of the lights”, gerçekten görülmeye değer muazzam bir şehir. Tarihi güzellikleri, manzarası, tepeleri, adaları, köprüleri, gece hayatı ve daha saymadığım niceleriyle gözünüz kapalı bu şehri seçebilirsiniz. Para birimi olarak “Macar forinti” kullanılıyor. Yaklaşık 1 TL 50 Forinte denk geliyor. Ben de ilk duyduğumda şok olmuştum hatta orada zengin sayılacağımı falan düşündüm fakat biraz araştırdığımda anladım ki Türkiye ile fiyatların neredeyse aynı olduğunu söyleyebilirim. Örnek verirsek bir su 50-200 Forint arası aldığınız yere göre değişiyor. Euro’nun oldukça yükseldiği bu günlerde aynı zamanda Avrupa’da gidebileceğiniz en ekonomik şehirlerden olduğunu hatırlatmak isterim. Budapeşte’nin termal hamamlarından bahsetmeden geçemeyeceğim. Széchenyi Thermal Bath, benim de deneyimlediğim ve Avrupa’nın en büyük tıbbi hamamı sayılan, Budapeşte’de en meşhur olanı. Rakam haftasonu biraz yüksek olsa da kesinlikle görülmeye değer bir yapıya sahip. Hatta işiniz yoksa ben hafta içi gitmenizi daha çok tavsiye ederim çünkü haftasonu adım atacak yer bulamıyorsunuz. Sziget Müzik Festivali bildiğiniz üzere Budapeşte’nin turist kaynağı, her yıl Sziget adasında düzenenlenen önemli bir müzik festivali olarak dünyaca bilinen bir festival. Budapeşte gece hayatı da oldukça hareketli, insanlar akşamları kendilerini publara, clublara atıyorlar. Özellikle haftasonları oldukça kalabalık. Budapeşte’nin gece hayatını meşhur eden, buraya özgü olan ve en çok sevdiklerimden “ruin bar”konseptinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Ruin yani harabe ya da yıkıntı bar demek. Macaristan komünizmden çıktığında, ülkede yıllarca  bastırılanan arzular ve sanat bir anda coşuyor. Bir yandan insanların yaşama arzusu tavan yaparkan, bir yandan ellerinde imkanların olmaması yaratıcı ve açık fikirli çözümler üretmek için ideal ortamı sağlıyor ve ruin barlar doğuyor: İnsanlar, genellikle terk edilmiş ya da istenmeyen ucuz binalara yerleşerek, buraları oradan buradan buldukları şeylerle dekore ediyorlar. Telefon ahizesinin kapı koluna, yol kenarına terk edilen küvetin koltuğa dönüştüğü, imkanlardan ziyade insan ruhunu önere çıkaran mekanlar doğuyor. Hepsi renkli, sıcak, samimi ve ilham verici mekanlar. Ve sonra ruin barlar ortaya çıkıyorlar! En bilindiklerinden Szimpla Kert dekorasyonu ve özgünlüğüyle yüreğimde çoktan tahtını kurdu bile.

Projeye Veda

 

Dolu dolu bir 6 haftanın sonuna geldiğimde ne kadar kısa bir süre olsa da oraya alıştığımı fark ettim ve tatlı bir hüzünle ülkeme geri döndüm. Bana bu maceramdan geriye güzel dostluklar, muhteşem fotoğraflar ve anılar kaldı. Aklımda soru işaretleriyle başvurduğum bu proje için kocaman bir iyi ki diyorum! Tekrar olsa yine başvururum ve herkese de kesinlikle tavsiye ederim.

 

Nergis Bilge

 

Sabancı Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği 3. Sınıf Öğrencisi

0 yorumlar

Yorumla


Bir Yorum Yazın