Corona Devriyesi

Karantinanın neredeyse 38. gününe ulaşmıştık evimizde. Televizyonlar, siyasiler, sanatçılar vs vs herkes evde kalın demişti, bizde onları dinleyip evimizden dışarı ihtiyaç olmadıkça çıkmıyorduk.
Başta her şey çok normaldi; 5 gün, 10 gün, 15 gün, hatta 20 gün boyunca stokladığımız ürünleri tüketiyor, izlemediğimiz dizi ve filmleri izliyorduk.
Her şeyin bir sonu olduğu gibi bunların da bir sonu vardı ve biz o sona geldiğimizde #evdekal projesinde 21. günümüze ulaşmıştık. Ulaşmasına ulaşmıştık fakat, bundan sonra bütün yaşantımızın döngüye girebileceğini saptayamamıştık.
Tek döngüye girmeyen şeyin uyku olduğunu anladığımızda ise sadece 22. günümüze ulaşabilmiştik en fazla. Her uyuduğumuz da farklı rüyalar kabuslar gördüğümüz için uyku döngüye giren şeyler listesinde yoktu bizim evde.
Kıtalar arası fark gibi olmuştuk artık; kimimiz gece uyurken gündüz yaşamına devam ediyor, kimimiz de gündüz uyurken gece hayatını sürdürüyordu. Bir nevi nöbetleşe uyumak gibi düşünebilirsiniz efendim.
Olağan sokağa çıkma yasaklarına önlem olarak ev halkı uyurken uyanık kalan kişi dışarı kaçmasın diye devriyemizi 2 kişiye çıkartmıştık; en azından birimiz dışarının dayanılmaz güzelliklerine kendimizi kaptırıp yasağı delme girişiminde bulunursak, diğer uyanık kalan kişi tarafından ikaz edilerek uyarılıyorduk.
Ekmek ve sebze meyve gibi önemli ihtiyaçlarımız için aramızda gönüllü belirledik ve onun da dışarı çıkmasını tüm ailenin onayına bağladık; 2 gidebilir oyu alan gönüllü aile bireyi, alışveriş listesi ve ürettiğimiz çöpleri eline alarak muazzam güvenlik önlemleri kapsamında dışarı çıkabilmeyi başarıyordu.
Biz şuanda 38 yada 39. günümüzdeyiz. Yaşamımız boyunca algılayamadığımız bazı şeyleri bu 38 günde algıladık, çünkü düşüncemizi odaklayacak boş şeyler yoktu.
Bundan birkaç gün önce yazdığım “durmaksızın yaşanan hayatımıza küçük bir reklam arası” yazımda da ifade ettiğim gibi hızlı yaşamımızdan dolayı geride bıraktığımız birçok şeyin farkında değildik; şimdi ise birden bire aşırı yavaşlayan yaşantımızda önümüze çıkan her şeyi sindire sindire yaşamak mecburiyetindeyiz.
Hayatımızın rutinden uzaklaştığı bu 38, 40, 50, belki 100, 200 günden oluşacak zamanımızı iyi değerlendirip evrenin verdiği mesajları almaya gayret gösterelim; bu süreç tamamlandığında düşüncelerimizde ve yaşam tarzımızda en ufak bir olumlu değişme varsa, ne mutlu… Yok her şey aynı sistemde devam edecek ve kimse bu günlerde kendi benliğini düzeltmeyecekse, dünyamız da hiçbir zaman değişmeyecek demektir.
Kendimizi; dolayısıyla yaşayıp tüm imkanlarından faydalandığımız dünyamızı değiştirebilmek ümidi ile.

SAĞLIKLI GÜNLER DİLİYORUM.

Kadir Ahıska

İstanbul Esenyurt Üniversitesi / Sosyoloji 3. sınıf.

 

0 yorumlar

Yorumla


Bir Yorum Yazın