Erasmus deneyimi / Kuzey İrlanda

Bu yazıya nasıl başlayacağım konusunda çok düşündüm. Sanırım en uygun başlangıcı benim için Erasmus’un ne olduğunu anlatmakla yapabilirim: Erasmus, bir kendini keşfetme ve hayatta kalma mücadelesidir! Benim için bu mücadele 12 Eylül 2017’de Kuzey İrlanda’nın bir şehri olan Belfast’ta başladı. İrlanda deyince İrlanda Cumhuriyeti olduğunu sanmayın, İngiltere, İskoçya ve Galler ile birlikte Birleşik Karlık’ı oluşturan Kuzey İrlanda’dan bahsediyorum. Genellikle bu konuda kafalar karışık.

Öncelikle biraz çok sevdiğim İrlanda adasını ve Belfast’ı anlatayım. Güz döneminde gittiğim için kocaman ve yemyeşil çimlerinde vakit geçirme fırsatım olmadığı için üzülüyorum ancak yeni mekanlar ve özellikle Irish pub’ları keşfederken bir sürü yerli insanla tanışma fırsatım olduğu için de şanslı hissediyorum. Çünkü hem Dublin’de hem Belfast’ta hem de diğer ufak şehirlerde gördüğüm tüm insanlar arkadaş canlısı, kibar ve samimi insanlardı. Gözlemleyebildiğim kadarıyla yerli insanlar, Birleşik Krallık ve İrlanda arasında neredeyse Sanayi Devrimi’nden bu yana süren çatışmalardan dolayı bezgin ve artık bununla anılmak istemiyorlar. O yüzden yabancılara karşı özellikle iyi davranıyorlar ki kendileri ile ilgili çatışmalar, siyasi krizler, ekonomik sorunlar ve acılarla dolu imajı değiştirebilsinler.
İklimden bahsedecek olursam aralık başına kadar genellikle 11-15 derece arası değişen ve kimi zaman yağmurlu kimi zaman güneşli bir havası vardı, yağmur yönünden şanslı bir memleket. Benim gibi yağmuru seviyorsanız, kesinlikle mutlu olursunuz. Kış çok sert geçmiyor, çok fazla kar yağdığını da söyleyemeyeceğim.

Şehir hayatından bahsetmek gerekirse Belfast toplamda yaklaşık 1 milyon kişinin yaşadığı ufak bir şehir. Gece hayatı 02.00’de sona eriyor hem şehir içi hem şehirlerarası ulaşımı sağlayan tren en geç gece yarısına kadar hizmet veriyor ve seferlerin pek sık olduğu söylenemez. Sanırım bunlardan şehrin ne kadar sakin olduğunu anlayabilirsiniz. İstanbul’dan sonra oraya gidince kendimi bir boşlukta bulmuştum ama oraya alıştıktan sonra buranın ne kadar yaşanılabilir olduğunu sorgulamaya başladım.

Şimdi en sevdiğim kısma geliyoruz: Yeni tanıştığım insanlar ve gittiğim yerler!
Kampüsün içerisinde bulunan daire tipi öğrenci yurtlarında kaldım ve beş kişi bir daireyi paylaşıyorduk. Ev arkadaşlığından ziyade orada birbirimizin ailesi olmuştuk, kafalardaki Avrupa tarzı yaşam biçiminden farklı olarak mutfak ve eve ilişkin tüm alışverişi beraber yapıyor, öğle ve akşam yemeklerini beraber pişirip yiyorduk. Bu noktaya gelişimizin nedeni bana kalırsa Londra aktarmalı uçuşumda cüzdanımı çaldırmam ve beş parasız Erasmus hayatıma başlamamdı. Yaklaşık 12-13 gün sonra para meselesini halledebilmiştim ve o zamana kadar hepsi benimle dayanışma içerisindeydi. “Şimdilik biz alalım, sonra sen bize ödersin.” diye başlayan hikayemiz her şeyi ortaklaşa yapmaya dönüştü. Her şerde bir hayır var işte. Andy, Max, Lisa ve Vanessa sizleri çok seviyorum. Onların dışında da tabii ki bir sürü farklı ülkeden insan ve onlar aracılığıyla bir sürü kültür tanıdım. Küreselleşme ile birlikte her şeyin o anlattıkları kadar da farklı olamayacağını düşünüyordum ancak öyleymiş. İnsanların düşünme şekillerinde kendilerinin farkında olmadıkları kendi kültürlerine ait izleri görebilmek şaşırtıcıydı, bunu kendi üstümden düşünmek pek çok konuda fikirlerimi sorgulamama neden oldu. Çünkü onlar içinde yaşadığım ülkeden, aileden, kültürden almış olduğum ve içinde yaşamaya alıştığım için farkında dahi olmadığım düşüncelerdi. Kimini daha çok benimsedim, kimini sorguladım ve geçtim, kimini değiştirdim, kimini ise halen değiştirmeye çabalıyorum.

Bu süreçte ayrıca Dublin, Londra, Edinburgh, Glasgow, Hamburg ve Berlin’i ziyaret etme fırsatım oldu. İskoçya’ya tüm ev arkadaşlarımla beraber gittik, araba kiralayıp Highland dedikleri bölgeyi ziyaret ettik. Buranın asıl popülaritesi Harry Potter’daki Hogwarts Express’in geçtiği köprünün burada olmasından kaynaklanıyor. Ocak ayında -7 derecede 10-15 cm kar varken dağlarda gezinmek fiziksel engelli biri olarak zorlayıcı bir deneyimdi ama onların yardımı ve dostluğu sayesinde başardım. Hamburg ve Berlin’de üniversiteden çok sevdiğim insanlarla buluştuk. “Ev”den uzakta, memleketinden sevdiğin insanları bulmak çok ilginç bir his. Yabancı olduğunuz bir yerde sevdiğin insanlarla bir araya gelmek, özlem gidermekten çok daha fazla ve farklı şeyi içeren bir duygu. Zannediyorum ki onlarla orada geçirdiğim günlerin tadını burada asla bulamayacağım.

Kendimle ilgili en çok farkındalık kazandığım süreçti Erasmus ve tam da bu yüzden bir hayatta kalma mücadelesiydi. Çünkü burada iken bir şeyleri yapamayışıma gerekçe gösterdiğim nedenler, oradayken yoktu ve aslında o nedenlerin birer bahane olduğunu anladım. Bir şeyi yapmak veya yapmamak bende bitiyordu, yani aslında mücadele ettiğim şey kendi irademdi. Aileden ayrı yaşamak ise ne kadar zor olsa da harika bir deneyim, tüm sorumluluğun bana ait olduğunu hissetmenin beni biraz büyüttüğünü düşünüyorum. O yüzden herkesi böyle bir deneyimi daha erken yaşlarda yaşamak konusunda cesaretlendirmek isterim.

Oradaki tüm zorluklara, özleme, arada hissedilen yalnızlık hissine rağmen her zaman güzel hatırladığım bir zaman dilimi. Çektirdiği tüm cefaya değiyor. Böyle bir şeyi yaşamak isteyen herkese bol şans, yaşamak isteyip çekinenlere ise bolca cesaret dileyerek yazıyı bitiriyorum.

KÜBRA DURMUŞ

0 yorumlar

Yorumla


Bir Yorum Yazın