Hepinize merhaba. Yazıma geçmeden önce, izninizle kısaca kendimi tanıtarak başlayayım.

Renkli kampüs üçüncü dönem mezunu, Ve dördüncü dönem çırak mentörüyüm. Koç Üniversitesi Sosyoloji bölümünü şubat ayında bitirdim, anlayacağınız hala taze bir mezun sayılırım. 4 Haziran’dan beri de İzmir’de, Ana alanı ambalaj üretmek olan, ancak farklı sektörlerde yan şirketleri de bulunan Bakioğlu Holdingde, İnsan kaynakları bünyesinde eğitim ve organizasyonel gelişim departmanında Eğitim sorumlusu olarak çalışıyorum.

Birkaç sene önce, Hala üniversitedeyken planlarımı sorsanız, size okul bittikten sonra İstanbul’da kalacağımı, sivil toplum yönetimi alanında yüksek lisans yapacağımı Ve bu alanda bir kariyer yapmak istediğimi söylerdim. Oysa şimdi…

Hikayenin başına şöyle bir göz atmak gerekirse, Koç Üniversitesine İngiliz dili ve karşılaştırmalı edebiyat bölümünden giriş yapmıştım. İkinci sınıfta sosyoloji ile çift anadala başladım. Sonra farkettim ki, sosyolojide gördüğüm dersler daha çok ilgimi çekiyor. Hal böyle olunca, hiç vakit kaybetmedenİç sesimi dinleyip sosyoloji bölümüne yumuşak bir geçiş yaptım. Şanslıydım, bölümümü gerçekten çok severek okudum. Ancak dersler, okumalar ve ödevlerden ziyade, çalışma hayatında bir şeyler yapma ve akademinin dışında kendimi gösterme fikri beni daha çok heyecanlandırıyordu. Pek çok insanın yolun başında bana söylediği gibi, Üniversite hayatım göz açıp kapayıncaya dek geçip gitti dersem sizlere kocaman bir yalan söylemiş olurum. Özellikle son düzlük benim için oldukça sancılı geçti. Bir yandan acaba derslerimi verip okulu bitirebilecek miyim kaygısı, bitsede gitsek havası, Öte yandan ise birkaç ay içinde büyük ihtimalle sudan çıkmış balığa dönecek olmamın farkındalığı ve müthiş bir gelecek endişesi. Peki şimdi ne olacak?

Aslında emindim, bir süre İzmir’de, ailemin yanında takıldıktan sonra İstanbul’a dönecek, bilgi üniversitesine yüksek lisans için başvuracak ve maddi açıdan aileme bağımlı kalmamak için, geçimimi sağlamak adına bir yerlerden bir iş bulacaktım. Planımın ilk ayağını gerçekleştirince, yoğun ve bol koşuşturmalı bir hayatın ardından, biraz oturup kendimi dinleme ve kararlarımı yeniden gözden geçirme fırsatı bulmuştum. Sonra bir takım yenilikler ve mecburiyetler hayatıma yön vermeye başladı. Biraz araştırma yaptım. Sivil toplum alanında çalışmayı hala çok istememe rağmen, radikal olarak oturup düşündüğümde, Türkiye şartlarında bunun beni yeteri kadar tatmin etmeyeceğine karar verdim. Evet, sosyal olarak insanların hayatına dokunabileceğim Bir işte çalışmak istiyordum. Bunu geçim sıkıntısı çekmeden yapmalıydım. Öte yandan, kamuda çalışma fikri beni depresyona sokuyor, ve kurumsal hayatın içinde boğulmaktan korkuyordum. Evdeki ilk birkaç ay güzeldi. Geç yatıp geç kalkıyor, istediğim kadar dizi izliyor, kilo alıyor ve dinleniyordum. Ancak bir süre sonra Bu boşluktan sıkıldım. Yüksek lisans başvurularının başlamasına daha çok zaman vardı Ve ben zamanımı daha fazla boş geçirmemek adına iş aramaya başladım. Sosyal etki yaratmak ve bir plaza kızı olmak fikirlerini bir arada düşünmek hoşuma gitmişti. Sonra tesadüf eseri, gerçekten hiç ama hiç beklemediğim bir anda yollarımız şuan çalışmakta olduğum şirketle kesişti. Beni uygun gördükleri departmanlar arasında eğitim departmanı da vardı. Ne yapardı peki burası? Çalışanların kendilerini geliştirmeleri, ve bulundukları pozisyondan daha üste çıkabilmeleri için onlara destek oluyorlar, teknik eğitimler ve kişisel gelişim eğitimleri planlıyorlardı. Yani benim aradığım gibi, sosyal etkisi olan bir işti, kanıma girmeyi başarmışlardı. Zaten STK’cı olmayacaksam o alanda bir yüksek lisansın acelesi neydi ki?

Sonuç olarak 4 temmuzda ilk ayımı tamamlayacağım. Şanslıyım ki, ilk iş tecrübem gerçekten harika bir yerde başladı. Ofise geç kalacağımı söylediğimde, dert etme, akışına bırak diyen dünyalar tatlısı bir müdürüm var. Benim tüm bunlardan çıkarımım ise, bizim dışımızda gelişen elimizde olmayan olaylara fazla kafa yormamamız gerektiği. Evet, dile dökmesi kolay, uygulaması zor Ama her şey bir şekilde olacağına varıyor işte. Elbette bir şeyleri planlamalıyız, kimilerimiz için önünü görmenin bir başka yoludur planlı yaşamak. Ama aslında birazda akışına bırakmak lazım, öyleymiş yani. Hiç beklemezken, ummadığımız bir yerden ummadığımız fırsatlar çıkıp bizi bulabiliyormuş. Bu yazı da artık burada bitiyormuş.

Benay Gözkaman