Yazılar

Erasmus Deneyimi / Varna

Herkese merhaba!

Ben Merve, 2. Dönem mezunuyum. Bu yazımda size Varna’da deneyimlediğim 10 günlük erasmus+ projesinden bahsedeceğim. Öncelikle erasmus ve erasmus+ farklı şeyler. Erasmusta 1 dönem ya da 1 yıl başka bir ülkede okumaya devam ederken, erasmus+ farklı projelerden oluşan kısa ya da uzun dönemli projelerden oluşuyor. Konuları ise farklılık gösteriyor. Çevre, çocuk, yaşlı, doğa, gençlik vb. gibi çok farklı konulardan oluşuyor. Kendinize uygun gördüğünüze başvurmanızda fayda var çünkü başvuru formu aslında sizin motivasyonunuzu, deneyiminizi ve isteğinizi ölçüyor. Yazının sonunda bu tür projelere başvurabileceğiniz sayfaları paylaşacağım. Ona göre size en uygun konu ve tarihe karar verip başvurunuzu yapabilirsiniz. Erasmus+ projelerinin en güzel yanı çoğu kalacak yerinizi, ulaşımınızı ve yemeğinizi karşılıyor, yani sizin cebinizden kişisel harcamalarınız hariç neredeyse hiçbir şey çıkmıyor. Bütün bu başvuru aşamalarından sonra gelelim en heyecanlı ve en eğlenceli yere, yani projeye. Projelerin asıl güzelliği çok farklı ülkelerden insanların bir araya gelmesi. Benim gittiğim proje 5 farklı ülkeden gelen 18-25 yaş grubu arasındaki kişilerden oluşuyordu. Bu ülkeler Türkiye, Bulgaristan, Romanya, İtalya ve İrlanda’ydı.

Her ülkeden yaklaşık 7-8 kişi gelmişti. Projenin konusu “Sağlıklı ve Aktif Gençlik”ti. 10 gün boyunca sürekli bir binanın içinde sunum izlemek yerine etkinliklerimiz sürekli dışarıda ve aktif bir şekilde geçti. Konum itibariyle Varna’dan biraz uzakta bir sahil kasabasındaydık. Deniz ve yeşilliğin içinde çok huzurlu bir yerde. Sabahları güne erkenden kahvaltıyla başlayıp sonrasında birbirinden farklı etkinliklerimize devam ediyorduk. Etkinliklerimiz hadi futbol basketbol oynayın gibi değil de mesela bir kadın ve erkek oyuncunun ellerini bantla bağlayıp bu şekilde iki takım oluşturup futbol oynamaya çalışmıştık ya da dans ettiğimiz bir dansı aynı şekilde gözlerimiz kapalıyken yapmaya çalışmıştık. Bütün bu etkinliklerin sonunda oturup analiz edip yorum yaptığımız seanslarımız da oluyordu. Arada molalarımızda denize gidebiliyor farklı kültürden arkadaşlarımızla sohbet edebiliyorduk. Akşamları ise her ülke kültür gecesini gerçekleştiriyordu. Belki de en eğlenceli kısım buydu benim için. Türk gecesinde türk kahvesi yapıp herkese denettirdik, ayrıca fal bakıp komik anlar da yaşadık. Diğer günler fal bakmayı bilmediğimi söylememe rağmen fincanlarıyla beni bekleyen kişiler vardı J Damat halayını öğreterek ne kadar eğlendiğimizi de söylemem gerekiyor. Aynı bizim kültür gecemiz gibi diğer 4 ülkenin geceleri de çok eğlenceli geçti. İrlanda futbolu oynamayı, Bulgar alfabesini keşfetmeyi, salsanın ilk adımlarını öğrenmeyi, hazine avına çıkmayı, Varna’yı keşfetmeyi ve daha birçok güzel şeyi bir projede öğrendim. En güzeli ise bu kadar samimi arkadaşlıklar elde etmemizdi. Farklı ülkelerden gelsek de hepimiz eğlenmeyi, gülmeyi ve birlikte bir şeyler yapmayı çok sevdik. Kesinlikle herkese üniversite yıllarında bu güzel deneyimi yaşamasını tavsiye ederim. İngilizcem kötü yapamam diye de düşünmeyin. Projede İngilizcesi çok iyi olan da çok kötü olan da mevcut. 10 gün sonunda İngilizcenizin çok ilerlemiş olduğunu ve cesaretinizin de aynı oranda arttığını hissedeceksiniz. Bence ömrünüzde bir 10 gün böyle bir deneyim yaşayın. Zaten sonrasında kendinizi sürekli yeni projelere bakarken bulacaksınız, benden söylemesi J

MERVE BOZNE

http://youthart.org.tr/tr/

https://www.facebook.com/groups/1152919864845713/

https://www.facebook.com/gencgelgirder/?hc_ref=ART93yBJiJzffNsJeJsjilTKy-OMaeaPkYGGjj2wESpqOCxwcdCkigRIDv5rdb3-oCY&fref=nf

https://www.facebook.com/groups/erasmus.plus.turkey/

 

Erasmus deneyimi / Belçika

Herkese merhaba. Ben Merve, Renkli Kampüs 2. Dönem mezunuyum.

Bu yazımda erasmus hikayemden bahsedeceğim size biraz. Geçtiğimiz yıl yani 3. Sınıfın ilk döneminde Belçika’nın Ghent şehrine erasmusa gittim. Gittim demek çok kolay duruyor, ama inanın ki kolay olmadı. Aslında erasmus ya da exchange yapmak isteyip içinde biraz korkusu olanlar için bu yazım size ilham kaynağı olabilir. Daha önce hiç yurt dışına çıkmamış hatta uçağa bile binmemiş biri olarak tek başıma o uçağa bindiğimde yaşadığım duyguları anlatamam. Biraz korkulu ama çoğunlukla içimde çocuksu bir heyecan vardı, evet yıllardır hayal ettiğim hikayenin başındayım. Ama malesef her şey çok kolay ilerlemedi. İlk gittiğim gün çantam çalındı. İçinde yurdumun anahtarı, bütün kartlarım, paralarım… İlk gün hiç bilmediğim bir şehrin karakolundaydım. Ben kendimi doğru düzgün ingilizce bile ifade edemiyordum, karşımdaki kişi ise ingilizce bile bilmiyordu. Böyle bir ortam düşünün. Odama gidip bütün gece ağladım ama geri dönmek istemedim, bu benim hikayemdi ve bu zorlukları atlatacağıma inanmıştım. Sonra çantam bulundu, yeni kişilerle tanıştım, orada bir hayatım oldu. Başka aksilikler de yaşamadım değil tabi ki. İlk hafta özenerek aldığım termosla çenemi yaktım ve yeni tanıştığım herkese yanık kremi sormak zorunda kaldım. Şimdi düşünüyorum da o yazdığım kişilerle sonra çok iyi arkadaşlıklar kurdum. Bütün dönem kullandığım bisikletimi iade etmeye bir hafta kala çok fena düştüm ve bisikletim kullanılamaz hale geldi. İnanın ki şu an bunları yazarken gülümsüyorum evet zordu; ama çok komik anılar olarak kaldılar bana.

Erasmusu ve buradaki hayatımı karşılaştırmaya gelirsek, orada buradaki kadar samimi arkadaşlarım yoktu ama stres ve telaşım da yoktu. Akşamları rahatça yürüyüşler yapabiliyordum nehir kenarında. İstediğim yerlere özgürce gidebiliyordum. Hafta sonu şehir değiştirir gibi ülke değiştirmek, sürekli ucuz uçak bileti kovalamak hobim haline gelmişti ve çok zevk alıyordum. Çok farklı milletlerden arkadaşlarım olmuştu, çoğunluğunu Orta Asyalılar oluşturuyordu. Evet kültürler farklı; ama ortak bir dil de var inanın. Birbirimize geleneksel yemeklerimizi yaptığımız anlar en sevdiklerimdi. Ama bazen küçük burukluklar da yaşamıyor değildim tabi ki. Ne güzel yerlerdeyim ve çok farklı şeyler yaşıyordum, keşke sevdiklerim de yanımda olsalar, onlar da buraları görebilselerdi diye.

Benden erasmusa gitmek isteyenlere küçük bir tavsiye, her şey toz pembe olmuyor. Bunu bilerek gidin. Ama her şeye rağmen hayatta yaşadığım en güzel deneyimlerden biri diyebiliyorum ve kesinlikle herkese tavsiye ederim. Korkmayın ben yaparsam siz de yaparsınız, kendinize inanın!

MERVE BOZNE

Erasmus deneyimi / Kuzey İrlanda

Bu yazıya nasıl başlayacağım konusunda çok düşündüm. Sanırım en uygun başlangıcı benim için Erasmus’un ne olduğunu anlatmakla yapabilirim: Erasmus, bir kendini keşfetme ve hayatta kalma mücadelesidir! Benim için bu mücadele 12 Eylül 2017’de Kuzey İrlanda’nın bir şehri olan Belfast’ta başladı. İrlanda deyince İrlanda Cumhuriyeti olduğunu sanmayın, İngiltere, İskoçya ve Galler ile birlikte Birleşik Karlık’ı oluşturan Kuzey İrlanda’dan bahsediyorum. Genellikle bu konuda kafalar karışık.

Öncelikle biraz çok sevdiğim İrlanda adasını ve Belfast’ı anlatayım. Güz döneminde gittiğim için kocaman ve yemyeşil çimlerinde vakit geçirme fırsatım olmadığı için üzülüyorum ancak yeni mekanlar ve özellikle Irish pub’ları keşfederken bir sürü yerli insanla tanışma fırsatım olduğu için de şanslı hissediyorum. Çünkü hem Dublin’de hem Belfast’ta hem de diğer ufak şehirlerde gördüğüm tüm insanlar arkadaş canlısı, kibar ve samimi insanlardı. Gözlemleyebildiğim kadarıyla yerli insanlar, Birleşik Krallık ve İrlanda arasında neredeyse Sanayi Devrimi’nden bu yana süren çatışmalardan dolayı bezgin ve artık bununla anılmak istemiyorlar. O yüzden yabancılara karşı özellikle iyi davranıyorlar ki kendileri ile ilgili çatışmalar, siyasi krizler, ekonomik sorunlar ve acılarla dolu imajı değiştirebilsinler.
İklimden bahsedecek olursam aralık başına kadar genellikle 11-15 derece arası değişen ve kimi zaman yağmurlu kimi zaman güneşli bir havası vardı, yağmur yönünden şanslı bir memleket. Benim gibi yağmuru seviyorsanız, kesinlikle mutlu olursunuz. Kış çok sert geçmiyor, çok fazla kar yağdığını da söyleyemeyeceğim.

Şehir hayatından bahsetmek gerekirse Belfast toplamda yaklaşık 1 milyon kişinin yaşadığı ufak bir şehir. Gece hayatı 02.00’de sona eriyor hem şehir içi hem şehirlerarası ulaşımı sağlayan tren en geç gece yarısına kadar hizmet veriyor ve seferlerin pek sık olduğu söylenemez. Sanırım bunlardan şehrin ne kadar sakin olduğunu anlayabilirsiniz. İstanbul’dan sonra oraya gidince kendimi bir boşlukta bulmuştum ama oraya alıştıktan sonra buranın ne kadar yaşanılabilir olduğunu sorgulamaya başladım.

Şimdi en sevdiğim kısma geliyoruz: Yeni tanıştığım insanlar ve gittiğim yerler!
Kampüsün içerisinde bulunan daire tipi öğrenci yurtlarında kaldım ve beş kişi bir daireyi paylaşıyorduk. Ev arkadaşlığından ziyade orada birbirimizin ailesi olmuştuk, kafalardaki Avrupa tarzı yaşam biçiminden farklı olarak mutfak ve eve ilişkin tüm alışverişi beraber yapıyor, öğle ve akşam yemeklerini beraber pişirip yiyorduk. Bu noktaya gelişimizin nedeni bana kalırsa Londra aktarmalı uçuşumda cüzdanımı çaldırmam ve beş parasız Erasmus hayatıma başlamamdı. Yaklaşık 12-13 gün sonra para meselesini halledebilmiştim ve o zamana kadar hepsi benimle dayanışma içerisindeydi. “Şimdilik biz alalım, sonra sen bize ödersin.” diye başlayan hikayemiz her şeyi ortaklaşa yapmaya dönüştü. Her şerde bir hayır var işte. Andy, Max, Lisa ve Vanessa sizleri çok seviyorum. Onların dışında da tabii ki bir sürü farklı ülkeden insan ve onlar aracılığıyla bir sürü kültür tanıdım. Küreselleşme ile birlikte her şeyin o anlattıkları kadar da farklı olamayacağını düşünüyordum ancak öyleymiş. İnsanların düşünme şekillerinde kendilerinin farkında olmadıkları kendi kültürlerine ait izleri görebilmek şaşırtıcıydı, bunu kendi üstümden düşünmek pek çok konuda fikirlerimi sorgulamama neden oldu. Çünkü onlar içinde yaşadığım ülkeden, aileden, kültürden almış olduğum ve içinde yaşamaya alıştığım için farkında dahi olmadığım düşüncelerdi. Kimini daha çok benimsedim, kimini sorguladım ve geçtim, kimini değiştirdim, kimini ise halen değiştirmeye çabalıyorum.

Bu süreçte ayrıca Dublin, Londra, Edinburgh, Glasgow, Hamburg ve Berlin’i ziyaret etme fırsatım oldu. İskoçya’ya tüm ev arkadaşlarımla beraber gittik, araba kiralayıp Highland dedikleri bölgeyi ziyaret ettik. Buranın asıl popülaritesi Harry Potter’daki Hogwarts Express’in geçtiği köprünün burada olmasından kaynaklanıyor. Ocak ayında -7 derecede 10-15 cm kar varken dağlarda gezinmek fiziksel engelli biri olarak zorlayıcı bir deneyimdi ama onların yardımı ve dostluğu sayesinde başardım. Hamburg ve Berlin’de üniversiteden çok sevdiğim insanlarla buluştuk. “Ev”den uzakta, memleketinden sevdiğin insanları bulmak çok ilginç bir his. Yabancı olduğunuz bir yerde sevdiğin insanlarla bir araya gelmek, özlem gidermekten çok daha fazla ve farklı şeyi içeren bir duygu. Zannediyorum ki onlarla orada geçirdiğim günlerin tadını burada asla bulamayacağım.

Kendimle ilgili en çok farkındalık kazandığım süreçti Erasmus ve tam da bu yüzden bir hayatta kalma mücadelesiydi. Çünkü burada iken bir şeyleri yapamayışıma gerekçe gösterdiğim nedenler, oradayken yoktu ve aslında o nedenlerin birer bahane olduğunu anladım. Bir şeyi yapmak veya yapmamak bende bitiyordu, yani aslında mücadele ettiğim şey kendi irademdi. Aileden ayrı yaşamak ise ne kadar zor olsa da harika bir deneyim, tüm sorumluluğun bana ait olduğunu hissetmenin beni biraz büyüttüğünü düşünüyorum. O yüzden herkesi böyle bir deneyimi daha erken yaşlarda yaşamak konusunda cesaretlendirmek isterim.

Oradaki tüm zorluklara, özleme, arada hissedilen yalnızlık hissine rağmen her zaman güzel hatırladığım bir zaman dilimi. Çektirdiği tüm cefaya değiyor. Böyle bir şeyi yaşamak isteyen herkese bol şans, yaşamak isteyip çekinenlere ise bolca cesaret dileyerek yazıyı bitiriyorum.

KÜBRA DURMUŞ

Erasmus deneyimi / Almanya

“Merhabalar. Ben 2. dönem mezunlarından Berkay Alan.  Marmara Üniversitesi İşletme Enformatiği 2. sınıf öğrencisiyim. Bu dönem Erasmus ile Almanya’nın Karlsruhe şehrindeki Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü’ne geldim. Geleli yaklaşık 2 ay oldu ve edindiğim deneyimleri sizinle paylaşmak istiyorum.

Derslerim yaklaşık bir ay önce başladı. Buradaki verilen eğitimde, öğrenciler bizden farklı olarak otodidakt öğrenmeye yönlendiriliyor. Yani hocalar günü kurtarmaya yönelik, ezbere bilgiler vermek yerine sizi düşünmeye ve merak edip araştırmaya itecek şekilde ders anlatıyorlar. Böylece de istediğiniz konuya daha fazla eğilme şansınız oluyor.

Sosyal hayat bakımından biraz bizden farklı olduğunu söyleyebilirim. Gözlemlediğim kadarıyla öğrenciler çoğunlukla barbekü ve parti yapıyor, geri kalan zamanlarını evlerinde geçiriyorlar. Bizdeki gibi sosyal sorumluluk veya businessa çok fazla eğilim yok. Bunun nedeni ülkedeki sosyal toplum anlayışının gelişmiş olması da olabilir sanırım.

En sevdiğim farklardan birisi de uluslararasılık. Çok farklı milletlerden insanlar var. Öyle ki bulunduğunuz ortama göre bazen Alman sayısı daha fazla olabiliyor.:)

Burada alım gücü çok yüksek ancak biz TL kazandığımız için arada bir uçurum oluyor. Satın aldığınız her şeyi 5 ile çarpmak pek güzel değil:) Ancak yine de bazen 5 ile çarpığınızda bile daha ucuz olan ürünler olabiliyor.”